
Şirketlerde AI kullanımı yüzde 14; asıl engel uzmanlık açığı

TÜİK’in 2026 Yapay Zeka İstatistikleri verisine göre Türkiye’de en az 10 çalışanı bulunan girişimlerin yüzde 14’ü bir yapay zekâ teknolojisi kullandığını belirtti; oran 2025’te yüzde 7,5’ti. Kullanmayı düşünen fakat henüz başlamayan girişimlerin en sık bildirdiği engel ise ilgili uzmanlığın kurumda bulunmaması.
Bu iki sonuç farklı grupları anlatıyor: kullanım oranının paydası araştırma kapsamındaki girişimler, engel oranlarının paydası ise yapay zekâ kullanmayan ama kullanmayı düşünen girişimler. Şirket büyüklüğüne ve kullanım amacına bakıldığında genel oranın ardındaki ayrım daha belirgin hâle geliyor.
Yüzde 14 hangi işletmeleri kapsıyor?
Girişimlere ilişkin araştırma, Türkiye’de en az 10 çalışanı bulunan ve belirtilen ekonomik faaliyet alanlarında çalışan işletmeleri kapsıyor. İmalat, ticaret, ulaştırma, konaklama, finans ve bilişim bu alanlar arasında. Daha küçük işletmeler paydada bulunmadığından sonuç, Türkiye’deki bütün şirketlerin kullanım oranı olarak sunulamaz.
Ölçülen şey de çalışanların kişisel kullanım alışkanlığı değil, girişimin faaliyetlerinde herhangi bir yapay zekâ teknolojisi kullanıp kullanmadığı. Kapsam yalnızca metin üreten araçlardan oluşmuyor; sohbet robotları, makine öğrenmesine dayalı veri analizi, görüntü ve konuşma tanıma ile cihazlara gömülü uygulamalar da tanıma giriyor. Bu nedenle oranı tek bir ürünün yaygınlığıyla eşitlemek yanlış bir karşılaştırma yaratır.
Bir önceki yıla göre değişim 6,5 yüzde puan; bu, araştırmanın ölçtüğü girişimler arasında kullanımın yaygınlaştığını gösteriyor. Ancak bir sistemin ne sıklıkla kullanıldığı, kaç iş sürecine yayıldığı veya ne kadar ekonomik fayda sağladığı bu orandan çıkarılamaz. Sınırlı bir görevde yapay zekâ kullanan girişim ile teknolojiyi çeşitli süreçlerine yerleştiren girişim, genel kullanım göstergesinde aynı gruptadır.
Şirket ölçeği ve kullanım amacı nasıl ayrışıyor?
Bloomberg HT’nin girişim verileri dökümünde kullanım oranı 10–49 çalışanlı girişimlerde yüzde 12,8, 50–249 çalışanlılarda yüzde 17,0, 250 ve üzeri çalışanlılarda yüzde 37,1; yapay zekâ kullananların amaçları arasında pazarlama veya satış yüzde 51,0, Ar-Ge veya yenilik yüzde 46,3, üretim veya hizmet süreçleri yüzde 43,4 düzeyinde.
En küçük ve en büyük çalışan grupları arasındaki fark 24,3 yüzde puan. Büyük girişimlerde kullanımın daha yaygın olması açık bir bulgu; çalışan sayısının bu farkı tek başına yarattığı ise gösterilmiş değil. Faaliyet alanı, mevcut sistemler ve uzman personele erişim de büyüklük grupları arasında değişebilir. Araştırma bu etkenlerin ayrı ayrı katkısını ölçen bir nedensellik analizi sunmuyor.
Kullanım amacı yüzdelerinin paydası, bütün girişimler değil, yapay zekâ kullandığını bildirenler. Bir girişim teknolojiyi hem satışta hem Ar-Ge’de kullanabildiğinden amaçların oranları toplanarak bir bütün elde edilemez. Pazarlama ve satışın ilk sırada olması, kullanımın yalnızca teknik birimlerle sınırlı olmadığını gösterir; bu alandaki uygulamaların daha yüksek getiri sağladığını ise söylemez.
Büyüklük ve amaç verileri iki ayrı soruyu yanıtlıyor. İlkinde aynı çalışan grubundaki girişimlerin ne kadarının teknolojiye geçtiği görülüyor. İkincisinde, geçiş yapanların hangi işlere yöneldiği ortaya çıkıyor. Genel yüzde 14’lük göstergeye bakıp satış, Ar-Ge veya üretim süreçlerinin tüm işletmelerde aynı ölçüde yaygın olduğu sonucuna varılamaz.
Uzmanlık açığı kimin için başlıca engel?
Anadolu Ajansının aktardığı engel dağılımında, yapay zekâ kullanmayan fakat kullanmayı düşünen girişimlerin yüzde 72,3’ü ilgili uzmanlığın eksikliğini belirtti. Aynı grupta hukuki sonuçların belirsizliği yüzde 66,4, veri koruma ve gizliliğin ihlaline ilişkin endişeler yüzde 65,4 düzeyinde.
Bu oranlar bütün işletmelerin görüşünü veya yapay zekâ kullananların yaşadığı sorunları temsil etmiyor. Ayrıca girişimler birden fazla neden işaretleyebildiği için engeller birbirinin alternatifi değil. Bir işletme gerekli beceriyi bulmakta zorlanırken olası bir zararda sorumluluğun kimde olacağını ve verilerinin nasıl korunacağını da sorgulayabilir.
Uzmanlık eksikliğini yalnızca bir aracı çalıştıracak personel ihtiyacı olarak görmek dar bir yorum olur. Uygulanacak işi tanımlamak, kullanılacak veriyi seçmek, çıktıyı değerlendirmek ve hata durumunda müdahale etmek de beceri gerektirir. Araştırma bu görevlerden hangisinde eksikliğin yoğunlaştığını ayrı ayrı ölçmediğinden, tek bir meslek veya eğitim ihtiyacı belirlemek mümkün değildir.
Hukuki belirsizlik de genel bir çekinceden daha somut bir soruya dayanıyor: Yapay zekâ kullanımından zarar doğarsa sorumluluk kime ait olacak? Veri koruma kaygısı ise özellikle sisteme girilen bilgilerin niteliğiyle ilişkilidir. Araştırma, bu engellerin aynı girişimde nasıl birleştiğini ya da hangisinin önce çözülmesi gerektiğini sıralamıyor.
Engeller uygulama planında neye karşılık gelir?
Benimsemeyi değerlendiren bir girişim için uzmanlık bulgusu, önce yapılacak işi ve sonucu kimin değerlendireceğini tanımlama ihtiyacına işaret eder. Satış metni hazırlamak, üretim sürecinde tahmin yapmak ve müşteri kayıtlarını analiz etmek farklı veri ve kontrol gereksinimleri doğurur. Gerekli beceri de seçilen işe göre değişir; araştırmadaki uzmanlık oranı bütün kullanım alanları için tek bir personel çözümü önermez.
Hukuki sorumluluk başlığında kararın sahibi, çıktının nerede kullanılacağı ve hatalı sonuç ortaya çıktığında müdahale yetkisi belirlenebilir. Bunlar araştırmanın ölçtüğü çözümler değil, bildirilen belirsizliği somut kararlara çevirmenin yoludur. Bir sistemin çıktısı müşteriye doğrudan ulaşıyorsa onay düzeniyle yalnızca kurum içinde kullanılan bir çıktının denetimi aynı şekilde kurulmayabilir.
Veri koruma açısından temel ayrım, sisteme kişilere ilişkin bilgi girilip girilmediğidir. Müşteri kayıtları, adres veya satın alma geçmişiyle çalışan bir uygulamanın veri akışı; kişisel veri içermeyen bir görevinkinden farklı değerlendirilir. Hangi bilginin kullanılacağı, kimlerin erişeceği ve çıktının nereye aktarılacağı açıkça tanımlandığında gizlilik kaygısı da belirsiz bir çekince olmaktan çıkar.
Dolayısıyla uzmanlık açığı, hukuki sorumluluk ve veri koruma aynı uygulama kararının farklı parçalarıdır. Araştırmanın gösterdiği öncelik, kullanmayı düşünen girişimlerin en sık uzmanlık eksikliği bildirmesidir; hangi düzenlemenin bu girişimleri kullanıma geçireceği ölçülmüş bir sonuç değildir. Genel kullanım oranı ile engel oranlarını ayrı paydalar içinde tutmak, Türkiye’deki tabloyu doğru okumak için belirleyicidir.
Ayrıca okuyun:
İlgili makaleler


Deloitte, Wavicle’ı aldı: Databricks uzmanlığı satın almayla büyüyor

Pomodoro ve time blocking aynı sorunu çözmüyor: İkisini birlikte kullanın

Çalışan beceriyi biliyor, şirket yönü söylemiyor: arada 32 puan var

Databricks, Row Zero’yu aldı: Kurumsal veri Excel’e taşınmadan işlenecek

ABD’de işe alım 29 bine düştü; AI becerisine ücret yarışı sürüyor
Bültenimize abone olun
En son Web3, yapay zekâ ve kripto haberleri doğrudan gelen kutunuza gelsin.